Kalp kıranlara.....

 

 Kalp kıranlara.....

      Hiç kalp kırdınız mı veya kalbinizi kıran oldu mu? Sanıyorum insan oğluna özgü duygular bunlar. Zira başka hiçbir canlıda böyle bir duygunun var olduğuna inanmıyorum. Evinizde beslediğiniz bir köpeğe kızarsınız, söylenirsiniz hatta yeri gelir bir tekme atarsınız, fakat yine de o size asla darılmaz. Kısa bir süre sonra sizi gördüğünde sevgiyle kuyruğunu sallar, sevgi dolu gözlerle bakar.
Biz insanlarda durum başka. Kalbiniz kırıldığında tüm herşeyi unutursunuz, o olay sanki dünyanın en kötü olayıdır. Dünya başınıza yıkılmıştır. O insanı bir daha affetmemeyi düşünürsünüz. Onunla olan tüm iyi anılar birdenbire silinmiştir hafızalardan. Belki şok olmuşsunuzdur, böyle bir hareket beklememişsinizdir ondan. Ama olan olmuş, kırılan kırılmıştır.
Yıllar önce Malatya'da huzur evinde bir yaşlı  ile sohbet ediyordum. Zaten oldum olası yaşlı insanları severim. Anıları çok olur onların. Şiire meraklı bir ihtiyardı, hemen ayak üstü dörtlükler uyduruveren bir ihtiyarcık. Sohbet sırasında derin bir iç çekerek;
"Kırma dostun kalbini,
Onaracak ustası yok.
Soldurma gönül çiçeğini,
Sulamaya ibrik yok." demişti.
Sevgiyle bakan, artık iyice çukura kaçmış gözlerinde bir an parıldayan bir damla yaş gördüm. Belki geçmişte yapılan bir yanlışı anımsamıştı. Zaten yine onunla cezalar, kanunlar, hapishaneler üzerine yaptığımız bir söyleşide;
"Cezaevleri boşuna. En güçlü cezaevleri vicdanımızdır. Vicdanın rahat olmadıktan sonra suçun affedilmiş, özgür kalmışsın ne çare? Vicdanın olmadıktan sonra en berbat mahpus damlarının sana faydası ne?" demişti.
O günden sonra davranışlarıma, sözlerime, sosyal ilişkilerime daha bir dikkat eder oldum. İnsanları kırmamayı, kırılsam da kırmamayı ilke edinir oldum. Bazen bilmeyerek de olsa birilerini kırdıysam ve o kırdığım insan bunu bana hatırlatırsa, o vicdan azabı bana zaten yeter. O insanı tekrar kazanabilmek için şartlar ne kadar zor olsa da yine de denemeyi göze alırım. İhtiyarın dediği gibi "Onaracak ustası yok" olmasına rağmen, usta titizliğinde olmasa da çıraklık mertebesinde çaba gösteririm. (her ne kadar bazen karşımdaki tarafından aptal yerine konulsam da)
Günümüz insanı daha gerçekçi, sosyal ilişkiler hep karşılıklı çıkarlar ile donanımlı. Kalp kırılmış, kırılmamış, dostluklar bitmiş, bitmemiş önemi yok. Önemli olan o günü kâr ile kapatabilmek. Dostum bana küsmüş, küserse küssün, onun bileceği bir iş   mantığı   hakim.
En güzeli geçmişte kalan dostluk değerlerine sahip çıkmak, birbirimize daha saygılı, daha hoşgörülü yaklaşabilmek, hepsinden önemlisi kişilere karşı içimizdeki o kahrolası  önyargıyı  yok edebilmek.
 
kalp kıran insanların nasıl bir ruh yapısına sahip olduklarını çok düşünmüşümdür. Galiba onlar hayatlarında kendilerine hiç değer verilmemiş, sevilmemiş, öz güvenlerini kaybetmiş zavallılar.Karşınızdaki insanın iyi niyetini aptallık olarak görüyorsanız inanın siz aptalsınızdır.Kalbinizi inciten  insanlara karşı   kırıcı olmadan cevap verebilmek, çok sağlıklı bir ruh yapısının ve her yönüyle güçlü bir kişiliğin ürünüdür.
 
Herşeye rağmen kalp kırmayı ilke edinmiş ve bunu üstünlük sayanları da vicdanlarıyla baş başa bırakıp yollarının açık olmasını dileyelim....

***********************************************************************

1688184p8c2gks9k5.gif picture by angelswt_2009 


Bir tılsımı vardır hayatın...

Bir tılsımı olmalı hayatın. Genç kızların telefon bekleyişlerinde vardır o tılsım. Birbirleriyle fısıl fısıl konuşmalarında:
- Önce elimi tuttu, sonra yavaşça kendisine doğru çekti...
O sırdaşlık. O iki sırdaş arasındaki on altı, on yedi yaş konuşmaları... Hayatın tılsımı tıp tıp tıp attırır yüreklerini; kahkahaları başka türlü, saç taramaları başka türlü; anneyle ortak, babaya söyledikleri yalan başka türlüdür.
***
Ya delikanlıların henüz bir yıllık tiryakiyken, efkarlı içtikleri ilk paket. Bir şey oturmaz içlerinde. Bir kız seviyorlardır. Gerçi kız da seviyordur kendilerini. Ama... Hayatın bir tılsımı vardır o "ama"da... Yüzde yüz kendilerinden geçerek bakarlar gerçekten sevdiklerinin yüzlerine... Öylesine bakarlar ki, bir daha hiç öyle bakamayacaklardır.
***
Genç kadınlar hep o tılsımı ararlar, kimseye göstermedikleri bir kor yanar içlerinde. Ve bir kere o tılsım kayboldu mu, ipi kopmuş bayraklara döner bütün günler. Gün pörsür, güneş pörsür, gece pörsür. Buruşuk bir can sıkıntısı kaplar da kaplar saatleri...
***
Ya erkekler... Kaybetmeye görsünler o tılsımı. Rakı şişeleri biter de, doldurmaz o tılsımın boş bıraktığı yeri... Kumar bir tılsım dopingidir. Birikmiş ihtiraslarla, çözülmeyen tuhaf bıkkınlıkların kendisini vurmasıdır deste deste kartlara...
***
Bir tarihte Monce Carlo'daydım. Pırlantalar içindeki ihtiyar kadınlar, sarkık gerdanlarıyla hayatlarının son tılsımını arıyorlardı yeşil çuhalarda...
Bir tılsımı olmalıdır hayatın, vazgeçilmez bir öfke gibi, zaptedilmeyen bir aşk aranışı gibi, kaptırıp kendini şiirler yazmak gibi, bir kadehi fırlatıp aynalara, gecenin büyüsünde çıldırmak gibi...
***
Böyle bir tılsım yoksa... İsteksiz isteksiz oluyorsan tıraşı; bir küf bağlamışsa bütün heyecanlarını; bir şey demiyorsa sana Güney Amerika'nın Gerillosları, bir çıplak kadın vücudu düşünmüyorsan en ciddi konferansta ve bir anda çalıştığın yerden istifayı basıp çekip gitmek gelmiyorsa içinden... Bir kapı önünde tozlu bir paspas bile olamazsın.
***
Bu tılsımın alevlerinde çıkılır tepesine Everest'in... Bu tılsımda yanar söner kandilleri ilk defa baş başa kalınmış gecelerin. Bu tılsımda koklarsın ayaklarını kucağına aldığın ilk çocuğunun... Bu tılsımda:
"Gel, gidip çekelim be", vardır.
Bu tılsımda sevdiğin evin duvarına bir resim asma vardır.
Bu tılsımda bir kadının kendi göğüslerini yalnızken seyretmesi, bir erkeğin merdiven çıkan bir genç kızın bacaklarına hafifçe bakması vardır...
***
Cenaze törenlerinde bir ütü geçer bu tılsımın üstünden... Bir sarı, çenesi bağlı, ince vücut uzanır tabutun içine... Ve o dostun değil, yaşarken gördüğün kendi ölündür. Biraz da kendi ölünün peşinden gidersin tanıdık cenazelerinde... Ve çekersin içini:
- Hayat, dersin.
- Sıra yavaş yavaş hepimize gelecek, dersin.
- Daha geçen hafta bizdeydi, dersin...
Hele tabut inerken mezara... Ne de zor gelir oraya inmesi!.. Hele son kürek topraklar atılırken...
Bir ütü geçer tılsımın üzerinden...
***
Derken daha hızlı yaşamanın motorları çalışır birden; elenir pişmanlıklar, toplumun baskıları, ödenmeyen borç, gizli çapkınlığın vicdan azabı, küçülür de küçülür gözlerinde...
Yeniden daha güçlü başlar yaşamanın tılsımı...
***
Çoraplarını yavaş yavaş çıkaran bir çift beyaz bacak oynaşır gözlerinde.
Sinemada yumruğu en hızlı vuran kovboy sen olursun.
Kanunsuz bir grev barikatında ilk kurşun senin alnına çarpar.
Sonra dans edersin kumsallarda... Deniz gecenin içinde, gece denizin içindedir. Bir şeyler süzülür ve erir kıyılarda...
***
Yaşantının özündedir bu tılsım.
Bir defa kayboldu mu, sahipsiz kalmış yırtık terliklere döner saatler. Bir gizli kırgınlık dolaşır çevrendeki gözlerde:
- Mıymıntı herif sen de...
***
Sönen tılsımlar başka tılsımları da söndürmeye dönüktür. Yanan tılsımlar başka tılsımları da parlatmaya...
Ve bilemedikleri bu hain oyunun içine düşünce kadınlar, nasıl da başlarlar şikayet etmeye...
- Ömrümü çürüttün...
- ...
- Eskiden böyle miydim ben...
- ...
- Öf aman ağırlığın çöküyor üstüme...
Bir kıvrak giriş beklerler kapıdan. Bir el tutuşta şıraklayan bir şehvet kamçısı. Bir içten gelen övgü. Ve ılık ılık çözülürken, nazlanarak gerinmek isterler:
- Hişt olmaz şimdi...
***
Böyle bir tılsımı vardır hayatın. Bu tılsımla çekilir tetiği mavzerlerin. Bu tılsımla çıkılır dağlara. Bu tılsımla, haydi yürüyelim artık dersin, on binlere...
***
Bunları tatmamışsan, ayda hiç değilse üç defa dünyanın anasını bir pula satmamışsan, kızıp vurmuyorsan yumruğunu masaya ve bir zindan parmaklıklarına dokunmuyorsa ellerinin gölgesi ve bir de sevdiğin bir kadının çıplak omuzlarına... Ulan o zaman niçin geldin hayata?
Ay başını düşünüp, bayramda tebrik yazmak için mi? Yoksa benim gibi, bir akşamın karanlığında, bir koltuğa oturup bu tılsımların yandığı ışıklara bakarak, kendi kendine ağlar gibi gülümsemek için mi?

 

 

***************************************************************

dancinglovers.gif picture by angelswt_2009
 
 ****************************************
 
            EY SEVDİĞİM!
 
Ey sevdiğim!
Seni seviyorum derken gel dilim ol,
Elimde aldan kınam, duvakta telim ol,
Yola yalnız çıkamam, beni koru kolla,
Biraz sevdin ise; gel tut elimden elim ol...
 
Ey sevdiğim!
Bunca yıldır yalnızlıkta yelken açmış,
Karanlıklarda sevgisiz kalıp yaşamış,
Aşkı senle tanımış, sevmeyi öğrenmiş,
Şu gönlümün, gel de sen rehberi ol....
 
Ey sevdiğim!
Çalma ışığımı, günüme doğan güneşimi,
Sakın kırma seni seven bu yüreğimi,
Gönlüme vurduğun demirden kelepçemi,
Açayım deme sana kilitli kalsın yüreğim...
 
Ey sevdiğim!
Gönlüm canlandı baharın müjdecisi sevginde,
Turnalar gibi sakın uçma başka semalarda,
Sevdanla  açan gülleri soldurma bu gönülde,
Son nefesime kadar yaşa benim yüreğimde...
                             H. Kaya

 
nature-1.gif nature image by angelswt_2009

Öyle Bir Adam Sevdimki....

Öyle bir adam sevdim ki;
Yüreğime değdi gözleri,
Sırılsıklam ıslandım yağmurlarında…
Öyle bir adam sevdim ki;
Sevdası ruhuma işledi,
Üryana bürünüp, onu giyindim baştan ayağa...
Öyle bir adam sevdim ki;
Kifayetsizlik dudak uçlarımı yokladı,
Sözcükler boynu bükük kaldı karşısında…
Öyle bir adam sevdim ki;
Baharda açan çiçekleri kıskandırdı,
Beni benden alıp götürdü rayihası…
Öyle bir adam sevdim ki;
Dokunulmamış aşkların tazeliğinde,
Yavaş yavaş işledi, sevdasını zerk eyledi kalbime…
Öyle bir adam sevdim ki;
Cezbeye tutulmuş dervişe döndü yüreğim
Umursamadan meydan okudu tüm dünyaya…
Öyle bir adam sevdim ki;
Ayrılık türkülerini unuttum kollarında,
En güzel aşk bestelerini fısıldadı kulağıma…
Öyle bir adam sevdim ki.
Hira dağı kadar güvenli kıldı sinemi,
Aldı gitti korkular gölgesini...
Öyle bir adam sevdim ki;
Unutturdu hem geçmişi, hem geleceği…
Öyle bir adam sevdim ki;
Tüm hücrelerimde duyuldu ayak sesleri,
Hasreti kan gibi damarlarımda,
Vuslat, her şeye rağmen an gibi kapımızda…


Hamiyet Akan


 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !